Pazartesi, Mart 15, 2010

babannem öldü benim.

öylesine lal olmuş bir durumdayim ki son üç gündür.
oysa herşeyi bir bir anlatmak istiyorum,yüreğimde hissettiğim,aklımdan geçenleri,dilime dökülemeyenleri bir bir yazmak..bu kadarını bile yapmak hiç kolay değil sanırım,on dakikadır ellerim klavyede öylece oturduğuma bakarsak..
babannem öldü.
nerdeyse bir asrın şahidi gözlerini kapadı bu dünyaya,ve bu alemden ayrıldı.
geriye kalan yüzlerce anı var biras durup düşününce,ve hepsi bu.
hani dünya yalan diyorlarya,dünyadan daha yalan olan insanın kendisi,kaç yıl yaşarsan yaşa netice,şeb-i aruz da nişanlı olduğun ölüme kavuşmak.cevabı hangi şıktı diye düşünmeye gerek olmayacak açıklıkta bir final sorusu,yani bütün şıklar aynı,neresinden sorarsan sor bu sorunun cevabı aynı,dünyaya geldiğinde nişanlandığın ölüm gerçeği.
düşünüyorumda ne çok şeye,korkunç derecede bağlanıyoruz şu dünyada,oysa sahip olduğumuzu sandığımız şeyler sabun köpüğü kadar gerçek değil düşününce,yani hiçbişeyin garantisi yok,ve dünya da,beş para etmiyor tüm çekiciliğine rağmen,
bu kadar gerçekliğiyle apaçık olanın ölüm olduğunu bildiğimiz halde neden tırmalayıp duruyoruz onca hırsımızla dünyada daha fazlası için,verdiğin nefesi geri alamadığın anda,yada aldığını veremediğinde,hey dostum işte vaden buraya kadar denildiğinde,ne anlamı kalacak ki,biz ardımıza bile bakma lüksümüz olmadan şu alemden göç ederken,dünya ve içindekiler dönmeye devam edecek ardımızda,üstelik uğraşıp biriktirdiğimiz,sahip olduğumuzu sandığımız herşeyde ardımızda kalacak,çünkü bu dünyaya ait olmayan bir biz olacağız ölünce,
babannem öldü.
hayattayken korktuğunda çocuklarının ismini söylerdi nerdesiniz diye,o tabutun içinde giderken hiç sesini duyamadım,necip fazılın dediği gibi gidenler yerinden memnun olmalı ki hiç geri gelen yok.
babannemi anlatmaya başlasam bitirememekten korkuyorum yazıyı,bu yüzden sadece şunu diyebilirim,dünya ve içindekilere dair korku nedir bilmeyen bi yüreğin sahibi,cesurmu cesur tam bir osmanlı kadınıydı,biras tatlı huysuz,bazen insanın damarına damarına basan,ama küçücük birşeyde bile hıçkırıklarla ağlayabilecek yufka bir yüreğin sahibiydi o.
hep dua ederdi ölmeden önce yataklarda yatmayıp kapıları gözlememek için,kimseye yük olmamak için,ve dediği gibide nasip etti rabbim ölümünü,93 yaşındaydı,ve hastalığı ağırlaştığından bir gün sonra cuma günü tam sela okunurken teslim etti ruhunu,ağzındaki son yudum zemzem suyuydu bu dünyadaki son nasibi,inşaallah kolay ve imanlı bir ölüm olmuştur.ve kimselere yük olmadan göçüp gitti güneşli bir mart günü onbinlerce kelime-i tevhidlerle..
yıllardır isimlerini unuttuğum simalarını bile zar zor hatırladığım yüzlerce akrabalarımız ve komşularımız vardı cenazesinde,bukadar insanı biraraya getirdi giderken,düşününce büyük bişey bu,biz ölünce ardımızda kaç kişi toplanacak korkmuyor değilim bunuda düşününce..
babannem öldü benim annanemin kızkardeşi,babamın annesi,annemin teyzesi,
bir devrin şahidi koca bir çınar devrildi ocağımızda,keşke demek iyi değil biliyorum ama,biras daha fazla dinleseydim hatıralarını,biras daha fazla dizinin dibinde otursaydım,ve ellerini tutsaydım uzun uzun.
pervin geçen akşam yanıma gelip usulca eğildi ve kısık bi sesle şunları dedi gözlerime bakarak"anne biliyormusun nenen ölmüş,hani varya senin koca nenen işte o"..
nedense bi türlü inanamıyordum babannemin öldüğüne,bu söyleyişin ardından çok acıdı kalbimde neresi olduğunu kesitiremediğim biyer,ve sesimi koyverip ağlamak geldi içimden,gidene azap vermesin diye tuttum kendimi,ısırıp dudaklarımı içime attım çığlıklarımı,
dudaklarım acıdan sızlıyor iki gündür,yüreğimse dudaklarımın sızısını aratmayacak kadar yakıyor içimi,
babannem öldü,
Allah rahmet eylesin,
mekanı cennet olsun,
bizlerede hayırlı ve hesabı kolay bir ölüm versin Rabbim...
(inna lillahi ve inna ileyhi raciuun)

Perşembe, Mart 11, 2010

bir,iki..güney kore aşığı kalmasın...

uzun zamandır içimde yaşadığım bir aşkı itiraf etmenin zamanı geldi diye düşünüyorum,yakınımda olanlar yada kenarda köşede bahsettiğim zamanlardaki yazılarımı okuyanlar bilirler,ama hiç uzun uzun yazıpta bir konu başlığı altında dile getirmemiştim sanırım bu duygularımı.
evet ben kelimenin tam ifadesiyle bir güney kore aşığıyım arkadaşlar :)
çocukluk ve ergenlik yıllarımdan kalma bir asya insanı sempatizanlığım hep olmuştur aslında benim,ama bu korelileri tanıyınca içimdeki tüm taşlar yerine oturdu diyebilirim,sanki yurtdışında doğup büyüyen ve ailesi türkiyede olan hani böyle hasretle buradaki sevdiklerine kavuşmayı bekleyen gurbetçi güsel insanlar vardırya,işte öyle bi duygu benimde içimde yer bulan,artık kaç kuşak ötesindendir bilemem ama kesin bir bağım var benim bu şirin insanlarla diye düşünüyorum,sempatiden öte,akrabalık sıcaklığı duyuyorum bunlara ben:)
kültürleriyle yaşayışlarıyla,sıcakkanlılıklarıyla,okadar bize benzeyen yönleri varki bunların,
aslında bi o kadarda ayrı yönlerimiz,maalesef,din noktasında çok karışık bir toplum,müslümanlar az sayıda,bilirsiniz yakın geçmişimizdeki kore savaşında oraya giden müslüman türklerin vesilesiyle tanışmış bi çoğu islamla,başkentleri seoul de büyük bir cami bile var,inş. rabbim sayılarını çoğaltsın diyorum,
birde yemek kültürümüz apayrı diyebilirim,harbi insancıklar denizden babam çıksa yerim abi söyleminin muhatabılar sonuna kadar,balık dışında ömrünüzde görmediğiniz çeşitli canlıları,solucanımsı kabuklu kabuksuz deniz hayvanlarını,yosunları vb..Allah ne verdiyse yani,en önemlisiyse tatlı olayı pek yok hayatlarında,yani ayna programı geçenlerde g.kore belgeslinde şöyle bişey demişti,bir dilim baklavayı bile bir koreli bitiremeyebilir,neyse,en çok yedikleri malumunuz pilav,onuda yağsız tuzsuz yiyolar,bide noodle dedikleri eriştemsi bizde yeriz heral dediklerimizden(ama dikkat edin bir rivayete göre noodlenin içinde ahtapot bacağı parçalarıda olabiliyomuş,bigün önünüze koyarlarsa kuzu eti niyetine götürmeyin ööle löp löp ahtapotun bacaklarını,midemiz alışık diil bizim onlar gibi,korelilerle aşık atmaya gelmez bi konu bu :)
yauw ne yazsam bilmiyorum,şimdi o kadar çok şey varki aklımı meşgul eden güney kore diyince,bigün inş. ziyaret etmek istiyorum orayı,ve hatta keşke orada yaşıyor olsam bile diyorum ara sıra:P neyse işte bizden vize istemiyolar ve tek uçuşla aktarmasız direk seoul'e kadar uçak var,10 saatlik bir uçuşla oradasınız,aramızdaki yedi saatlik zaman farkınıda unutmayım aklıma gelmişken.korece öğrenmeye alfabelerinden başladım ilkin ben,zor gibi görünsede,çok zevkli,
evde uydudan çeken iki kore kanalı var,arda tv başına oturursam başka kanal açmıyorum,gerçi biri ingilizce yayın yapıyo,ama olsun,pervin bile alıştı artık,anne bunlar koyecemi konuşuyolar,büyüyünce bende konuşcam anne diyo geçenlerde :) sbs,kbc,mbc kanallarını istiyorum aslında ama sanırım bir üçüncü çanak anten lazımmış onlar için,şimdilik dozu fazla kaçırıp eşimi deli etmek istemiyorum :)
bide bu kulak dolgunluğu meselesi varya hani,işte geçenlerde işyerinde az daha telefonu alo buyrun yerine,yobuseeyo diye açmama ramak kalmıştı:)daha çok şey var bu hissettiklerim için,ama şimdlik yeter sanırım,öğle yemeğine çıkmalıyım(pab magossooyo :)

"나는 한국 사랑 (güney koreyi seviyorum)"