başlıktaki sorunun cevabı var mı bilmiyorum,ama kesinlikle benim metebolizmama şaka bile olsa sorulmayacak bir soru.
neden mi?
çünkü; kendileri çok da karmaşık olmayan bi yapıya sahip aslında,yani yersem kilo alıyor,yemezsem kilo vermiyor,ama dengeli beslenirsem beni şımartacak kadar güzel karşılık veriyor gayretlerime,yani güzel zayıflıyorum.
beni bilen bilir stresliyken abur cuburla hemhal bi hayat yaşıyorum,işte geçen yılda böyle geçti benim için bi güzel diyetisyene gidip verdiğim kiloları yine bir güzel geri aldım,kıyafetler olmuyo,aynada yağlar bana sırıtıyo,canım sıkılıyo gidip büyük boy patates cips yiyorum,biri nekadar kilo almışın dese kendimi baton yaş pasta almış kasada öderken buluyorum,işte böyle bi kısır döngü içerisinde geçti geçen yıl,ama hiçbirşey için geç değil dostum dedim ve bismillah başladık yine,hedef 64.
diyete başlarken kendime sorduğum birkaç soru var burayada yazmak isterim.
iştahımı kesmek için ne yapabilirim?-mutlu olmalı,sabretmeli ve hiçbirşey için stres yapmamalıyım.
kilo vermek için ne yapmalıyım?-abur cubur çılgınlığını kesmeliyim.
ve diyete dair son söz; Sağlıklı olmak, hayat kavgasında başarının birinci şartıdır.Hayat, biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir,Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır.Hayatta en büyük eğlence başkalarının "yapamazsın" dediğini yapmaktır.
Pazartesi, Şubat 27, 2012
Pazar, Şubat 26, 2012
MR(emar) ve yüzleşilenler
zaman:
2:30 PM
yaklaşık iki yıldır kaşlarımın üzerine doğru devam eden bi baş ağrım vardı,daha önce bahsedip bahsetmediğimi hatırlamıyorum,dokununca acıyan bi ağrıydı bu.ve bildiğiniz gibi doktora gitmeyi hep erteleyen ben,sinüzittir bu deyip teşhisi bile kendim koymuştum nerdeyse,sıcağı seven,soğukta dahada şiddetlenen bi ağrıydı bu nede olsa..
geçen hafta içi kadın hastalıkları doktoruna gitmişken(bunuda başka bi yazıda bahsetmek niyetiyle)dedim, bide nörolojiye gideyim hastaneye kadar gelmişken..
aslında kadın doktorlarla yıldızı pek tutmayan biri olarak,oldukça iyi elektrik aldım doktordan,hala şaşkınım:) beni bi güzel muayene ettikten sonra mr a yazdı,ve özel bir görüntüleme merkezine sevketti. cumartesi saat 16:00 gibi çektiler mr.
aslında bahsetmek istediğim; nefes darlığı ve panikatak arası birşeylerin bende olduğunu daha önceden bildiğim için oldukça stresliydim,o çukurda sırtüstü 8 dk kalacağımı öğrenince dahada bi sıklaştı nefes alışlarım, ama mecbur olduğuma kendimi ikna ederek yattım masaya,
kadama ve elamcık kemiklerime kasket gibi birşey bastırınca anladım ki ben kalkıyom vazgeçtim gibi bi şıkkım yoktu artık,ve gözlerimi kapadım çaresizce,nefes alıp veriyorum,ve kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum,yaşadığım otuz yıl geçti sekiz dakkada gözümün önünden,ve orada kabirde gibi hissettim kendimi,kalmak istemesen bile mecbur kaldığın bir yer..
Bolca selat-ı tefriciye okudum,bu beni oldukça rahatlattı itiraf etmeliyim ki.ve zaman çabucak geçti, sonuçları salı günü alıcam,inş. ciddi bi rahatsızlığım yoktur ve tim hastalara Allah'tan şifalar diliyorum..
geçen hafta içi kadın hastalıkları doktoruna gitmişken(bunuda başka bi yazıda bahsetmek niyetiyle)dedim, bide nörolojiye gideyim hastaneye kadar gelmişken..
aslında kadın doktorlarla yıldızı pek tutmayan biri olarak,oldukça iyi elektrik aldım doktordan,hala şaşkınım:) beni bi güzel muayene ettikten sonra mr a yazdı,ve özel bir görüntüleme merkezine sevketti. cumartesi saat 16:00 gibi çektiler mr.
aslında bahsetmek istediğim; nefes darlığı ve panikatak arası birşeylerin bende olduğunu daha önceden bildiğim için oldukça stresliydim,o çukurda sırtüstü 8 dk kalacağımı öğrenince dahada bi sıklaştı nefes alışlarım, ama mecbur olduğuma kendimi ikna ederek yattım masaya,
kadama ve elamcık kemiklerime kasket gibi birşey bastırınca anladım ki ben kalkıyom vazgeçtim gibi bi şıkkım yoktu artık,ve gözlerimi kapadım çaresizce,nefes alıp veriyorum,ve kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum,yaşadığım otuz yıl geçti sekiz dakkada gözümün önünden,ve orada kabirde gibi hissettim kendimi,kalmak istemesen bile mecbur kaldığın bir yer..
Bolca selat-ı tefriciye okudum,bu beni oldukça rahatlattı itiraf etmeliyim ki.ve zaman çabucak geçti, sonuçları salı günü alıcam,inş. ciddi bi rahatsızlığım yoktur ve tim hastalara Allah'tan şifalar diliyorum..
Cuma, Şubat 24, 2012
hep böyle değil midir?
zaman:
4:17 PM
"Sükut Eyledim,'Kahrı Var' Dediler.
Biraz Söyledim,'Zehri Var' Dediler.
Sustum,'Kahrından Susuyor' Dediler.
Biraz Konuştum, 'Zehrini Kusuyor' Dediler."
MEVLANA
Cuma, Şubat 17, 2012
istemek ve sadece isteyebilmek
zaman:
6:28 PM
şimdi ay usul yıldızlar eski hatıralar gökyüzü gibi...
gitmiyor üzerimizden giden gitti geçen geçti...
Hani erken inerdi karanlık
Hani yagmur yagardı inceden
Hani okuldan isten dönerken ışıklar yanardı evlerde
Hani ay herkeze gülümserken
Mevsimler kımseyi dinlemezken
Hani çocuklar gibi zaman nedır bilmezken..
Hani sarkılar bizi bu kadar incitmezken...
Eskidendi çok eskiden.....
...
yukardaki sözleri bir arkadaşın resminin yanında okudum az önce,ve üstüme yapışıp kalan onca şeyin ifadesi gibi hissettirdi bir an kendimi bana.
Delicesine isteyipte yazamadığım onca birikmişliklerimin dahi canımı acıtışına aldırmayan ben,içimide en az dışım kadar üşüten soğuk bir akşamın en vakitsiz vakitlerine sığdırma telaşı içinde buldum şu an kendimi.
Dün nasıldım ?
o kadar yapayalnız,
kimsesiz, kırılmış, güvensiz,
umutsuz, karamsar, gözyaşları gözünün ucunda, çaresiz,
ve bunların üstüne birde hüzün..
dün yazma şansım olsaydı bu yazıyı,sağnak yağmurda evleri başına yıkılan karıncaların çaresizliğinin tasviri falan sanılabilirdi belki de..
---
pekde birşey değişti diyemem dünden bugüne,ama hala hayattayım,sıcacık bir odada,karnım tok,ve düşündüklerimi yazma özğürlüğü içinde bişeyler yazabiliyorum,yani bunları düşününce daha ümitsiz olanlara fazlasıyla haksızlık ettiğimi düşündüm bi parça,ve kendimi sıkboğaz ettiğim kendimden biraz olsun uzaklaştırabildim diyeyim,bir nefes alımı kadar da olsa uzaklaşmak canımı acıtan herşeylerden,büyük bir olay benim için doğrusu...
gitmiyor üzerimizden giden gitti geçen geçti...
Hani erken inerdi karanlık
Hani yagmur yagardı inceden
Hani okuldan isten dönerken ışıklar yanardı evlerde
Hani ay herkeze gülümserken
Mevsimler kımseyi dinlemezken
Hani çocuklar gibi zaman nedır bilmezken..
Hani sarkılar bizi bu kadar incitmezken...
Eskidendi çok eskiden.....
...
yukardaki sözleri bir arkadaşın resminin yanında okudum az önce,ve üstüme yapışıp kalan onca şeyin ifadesi gibi hissettirdi bir an kendimi bana.
Delicesine isteyipte yazamadığım onca birikmişliklerimin dahi canımı acıtışına aldırmayan ben,içimide en az dışım kadar üşüten soğuk bir akşamın en vakitsiz vakitlerine sığdırma telaşı içinde buldum şu an kendimi.
Dün nasıldım ?
o kadar yapayalnız,
kimsesiz, kırılmış, güvensiz,
umutsuz, karamsar, gözyaşları gözünün ucunda, çaresiz,
ve bunların üstüne birde hüzün..
dün yazma şansım olsaydı bu yazıyı,sağnak yağmurda evleri başına yıkılan karıncaların çaresizliğinin tasviri falan sanılabilirdi belki de..
---
pekde birşey değişti diyemem dünden bugüne,ama hala hayattayım,sıcacık bir odada,karnım tok,ve düşündüklerimi yazma özğürlüğü içinde bişeyler yazabiliyorum,yani bunları düşününce daha ümitsiz olanlara fazlasıyla haksızlık ettiğimi düşündüm bi parça,ve kendimi sıkboğaz ettiğim kendimden biraz olsun uzaklaştırabildim diyeyim,bir nefes alımı kadar da olsa uzaklaşmak canımı acıtan herşeylerden,büyük bir olay benim için doğrusu...
Perşembe, Şubat 02, 2012
hayal içinde gizli gerçek.
zaman:
3:32 PM
Kasaba esnafından biri olmalıydı kocam.
Akşam, güneş batmadan dükkanını kapatıp eve gelmeliydi.
Evimiz mümkünse bahçeli olmalıydı.
Yaz akşamları sulayıp serin serin oturmalıydık.
Ben, orta boylu tıknazca, ev hanımı olmalıydım. cinsiyeti önemli değil, eli ayağı düzgün iki çocuğumuz olmalıydı. derslerine yardım etmeye yetecek eğitimim olmamalıydı. ama ara sıra ''Dersinizi bitirdiniz mi?'' diye sormalıydım. daha çok üstleri başlarıyla...yedikleri içtikleriyle...öksürükleri, aksırıklarıyla ilgilenmeliydim.yavaştan yavaştan çeyizlerini düzmeliydim. her ayın 15'i kabul günüm olmalıydı.Ellerime sağlık, kekler,poğaçalar yapmalıydım.İnce belli bardaklarda çaylar ikram etmeliydim.Sabahları hırkamı omzuma alıp komşuya kahve içmeye geçmeliydim.Patlıcan, biber kızartmalı,reçel kaynatmalıydım.Akşamları özene bezene sofrayı kurmalıydım.Kocam ajansı dinlerken ben lafa girmeliydim,O, ''Sus hanım bi dakka'' demeliydi.Böyle dese de beni çok sevmeliydi.O uyuklamalı, ben bulaşık yıkamalı, çocuklar ders çalışmalıydı.Bazen akşam oturmasına komşular gelmeliydi.herkes birbirinin kocasına, karısına ''Falanca Bey'', ''Filanca Hanım''diye hitap etmeliydi. Ama, acaba diyorum...Buna benzer bir hayat tarzı beni daha mutlu edermiydi?
Kendim de dahil uçuk kaçık insanlardan gına geldi artık.
Normalliği özlüyorum.
Özgürlüğün tadını çıkaralım derken suyunu çıkardık galiba.
Herkes çok zeki, çok akıllı, çok bilgili, çok şu, çok bu...
Ve de çok mutsuz...
Depresyona giren girene.
Çok bilmişliğin kimseye bir faydası yok galiba..(pakize suda)
Akşam, güneş batmadan dükkanını kapatıp eve gelmeliydi.
Evimiz mümkünse bahçeli olmalıydı.
Yaz akşamları sulayıp serin serin oturmalıydık.
Ben, orta boylu tıknazca, ev hanımı olmalıydım. cinsiyeti önemli değil, eli ayağı düzgün iki çocuğumuz olmalıydı. derslerine yardım etmeye yetecek eğitimim olmamalıydı. ama ara sıra ''Dersinizi bitirdiniz mi?'' diye sormalıydım. daha çok üstleri başlarıyla...yedikleri içtikleriyle...öksürükleri, aksırıklarıyla ilgilenmeliydim.yavaştan yavaştan çeyizlerini düzmeliydim. her ayın 15'i kabul günüm olmalıydı.Ellerime sağlık, kekler,poğaçalar yapmalıydım.İnce belli bardaklarda çaylar ikram etmeliydim.Sabahları hırkamı omzuma alıp komşuya kahve içmeye geçmeliydim.Patlıcan, biber kızartmalı,reçel kaynatmalıydım.Akşamları özene bezene sofrayı kurmalıydım.Kocam ajansı dinlerken ben lafa girmeliydim,O, ''Sus hanım bi dakka'' demeliydi.Böyle dese de beni çok sevmeliydi.O uyuklamalı, ben bulaşık yıkamalı, çocuklar ders çalışmalıydı.Bazen akşam oturmasına komşular gelmeliydi.herkes birbirinin kocasına, karısına ''Falanca Bey'', ''Filanca Hanım''diye hitap etmeliydi. Ama, acaba diyorum...Buna benzer bir hayat tarzı beni daha mutlu edermiydi?
Kendim de dahil uçuk kaçık insanlardan gına geldi artık.
Normalliği özlüyorum.
Özgürlüğün tadını çıkaralım derken suyunu çıkardık galiba.
Herkes çok zeki, çok akıllı, çok bilgili, çok şu, çok bu...
Ve de çok mutsuz...
Depresyona giren girene.
Çok bilmişliğin kimseye bir faydası yok galiba..(pakize suda)
Cumartesi, Aralık 31, 2011
Cumartesi, Aralık 17, 2011
olric 1
zaman:
11:51 AM
bir yerlerde hep yanlış yapmanın telaşlı kıpırtısını yaşıyorken...o yanlışın artık sonsuza dek düzeltilemeyeceğini bilmenin
kıstırılmışlığı ile
pusuyorum bazen....
uzun süre gecelere küsüyorum...
uzun süre kendime küsüyorum...
uzun süre kaleme...kağıda küsüyorum...hayata küsüyorum
En keskin can alıcı virajlarını takipteyim şimdi dönülesi yolların...
Kış hâlâ duruyor olduğu yerde... Ben duruyorum…
sen yanımdan hızla geçiyorsun uzaklara ….
Oysa bilmiyorsun ben Uzaklara yollanacak bir mektubu taşıyorum içimde…
Yazılanlar çoktan yazıldı... yaşandı ve bitti olric...
yazılanlar çoktan yazıldı bitti...
asla yinelemeyeceğiz bir daha!
kışın dondurucu soğuğu kadar dayanılmazdı zaman…
kitap raflarına kafamı gömüp aradığım asıl bulmak istediğimdi…
aradığım neydi olric…
kış ki önümü kesmeyi sevdi hep…
ama ben kış´a inat bir cümleyle açtım yolları bildin hep!...
ahh işte…
"hep olmayacakları mı ister insan… hep olmayacağa mı yönlendirir
yoksa olayları"
içimdekiler eylül dansından geri kalanlar ver elini olric…
aşk´ın bizi bıraktığı sahilden başlayıp bırakalım içimizdeki
tüm gereksiz cam kırıklarını…
ben elime bez bebeğimi alıp oturayım cam pervazlarında…
ben uçurayım uçurtmamı…sen bilyelerini yuvarla yokuş aşağı
ver elini olric..
"her şey güzel olacak …buda geçecek…
sen güçlüsün" diye diye yolu yarıladık bak!...
Pazartesi, Aralık 12, 2011
pervin dişçi'de.
zaman:
11:30 AM
ilk kez dişçiyle tanışma günümüzdü,pervin hanımın ağzında altı çürük olunca.maalesef erken çürüdü dişleri,süt dişleri oluşu biraz umutsuzluğumuzu azaltsada,bundan sonra ciddi bir dişçi ziyaretleri bekliyor bizi.
not:3 günlük samsun tatilinde pervini annemlerle bıraktık,bir 20 gün daha oradalar,ve ordaki dişçide tedavi ile kurtarılır demiş dişler için(burdaki birini çekicaz demişti)
neyse geldiği gibi tedaviye başlıycaz inş.dişçi koltuğunda çok zorlanmayız.
yıldızlı not: ön alt dişinden biri sallanıp düşmüş pervin hanımın samsunda,normalde ilkokula başlarken düşmesi lazımdı,sanırım erken çıktığı için dişler erkende düşüyolar,yeni gelenleri çürütmemek için çok çalışmalıyız)
Çarşamba, Kasım 30, 2011
koca bir neyse yorgunluğunun ardından..
zaman:
11:17 AM

'Neyse' demek iyidir, 'bu da geçer' demek gibidir, geçmez, herkes bilir geçmediğini, geçmiş gibi yapılır.
Bazen 'gibi yapmak' da iyidir, bazen öyledir, bazen geçer, hiçbir zaman geçmez.
insan 'neyse' demeye başladığında, 'ne sabahtır bu mavilik ne akşam' duygusunun da, yavaş yavaş ondan geçtiğini kabul etmeye de başlamış demektir. İkindinin akşam alacası dediğimiz o garip vakte değdiği yerdedir.
Hiçbir şey 'neyse' demenin niye bunca dokunaklı olduğunu o ıssızlık anı kadar iyi anlatamaz.
Sizin de 'neyse' demekten, 'peki' demekten yorulduğunuz olmuyor mu? 'Neyse' demenin, sanki her şeyi, herkesi, hayatı bağışlıyormuş gibi görünen, oysa unutmaktan, sineye çekmekten, uzaklaşmaktan başka bir şey olmayan kolaycılığı ağır gelmiyor mu?
İnsan, ne kendini bağışlıyor gerçekte, ne de bir başkası gibi gelen hayatı, yalnızca unutmayı seçiyor.
Unutma!
Unutarak yaşayabilirsin diyor, içimizde varsa bir ses, belki de yaşarsan unutursun.
Unutarak yaşamak: 'Neyse' demek mi? Her şeyi unutmak, kendini de unutmak için.
Geri alıyorum söylediğimi, 'neyse' demek 'Bu da geçer ya hu' demek değil, kimse beni hatırlamasın, ben kendimi çoktan unuttum demek.Çok yorgunum hatırlamaktan demek, belki de başka hiçbir şey dememek.
Attila İlhan'ın dediği gibi: "İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur/ tutsak ustura ağzında yaşamaktan" demek.
yazı da yorar bazen insanı, 'neyse' diye yazmak bile ağır gelir, kelimeler eline gelmez olur,Yalnızca yazı mı, şiir de yorar, şiir de yorulur, hiç başlanmamış, yarım kalmış şiirlerden söz etmiyorum, onlara heves yetmemiştir ya da heves o kadardır. Şu tamamlanmış gibi duran şiirler de bazen 'neyse' yorgunluğunu taşır.
Tomris Uyar'ın unutulmaz hikâyesi 'Metal Yorgunluğu'nu okuduysanız, beni daha iyi anlarsınız. Uçakların yorgunluğunu anlatmak için kullanılan bu deyimden, insanın düşmesini, kelimelerin düşmesini de anlayabilirsiniz. Metal yorgunluğu sürtünmeden kaynaklanıyorsa, insanın yorgunluğu da karşılaşmaktan, çarpışmaktan, kelimelerin yorgunluğu, insanın acısını alır diye, ağır cümlelere, dizelere bir teselli olarak yerleştirilmekten neden kaynaklanmasın?
'Neyse' diye başlayan bir yazı ne anlatabilir? 'Neyse' diye bir yazıyı okuyan bunda ne bulabilir? 'Neyse' diye yazan, yazmış bulunmakla kurtulabilir mi bu duygudan?
'Neyse' diye yazmanın ne faydası var?
insan hatırlamaktan, hatırlatmaktan yorulur.
İnsan bazen en çok kendinden yorulur!(alıntı)
işte uzun zamandır yazmayışımın ardındaki asıl sebep bu olsa gerek~~
Pazartesi, Eylül 19, 2011
görüldüğü üzere durumum.
zaman:
4:29 PM
Zaman öğretiyor eğriyi doğruyu insana,kimsesiz sularda boğuşurken dalgalarla,bir el uzatan dahi bulamayınca hissediyorsun acının en can yakanını,-uzun zamandır sakindi sular,beni geriye çekip çekip aynı hızla kayalara çarpmamıştı deniz ne vakittir,,,
bir ihanet hissinde boğulur gibi olmayalı uzun bi zaman geçmiş olmalı,,
kreması bozulmuş bir yaş pasta ekşiliğinde şimdilerde hayat benim için,,
anlam çıkarmaya çalıştığım tüm sözlerin içi bomboşmuş meğer,
yorgunum,uzun uzun susmak geliyor içimden,,
ve ağlarken kimse görmesin gözyaşlarımı istiyorum,,
ve yine otuzumda ben,yalnız ben,şu dünyada yapayalnız ben,,
Çarşamba, Haziran 29, 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






